TAYYAR OLUP UÇSAM
BİLMEDİĞİM İLLERE
Bu
günü yıllardır merakla beklemişti.
Sonunda şu fani dünyada onunda bir uçak bileti olmuştu ya artık gam
yemezdi.
Uçaklar ve uçak yolculukları hakkında çok şey duymuştu. Uçağa
yaklaştı. Bu muhteşem aletle birazdan mavi göklere doğru kanatlanıp
uçacaktı. Heyecanlıydı. Uçağın bir tekerine dokunduğu zaman muhteşem
şeyler hissetmişti: Kelimelerle anlatılamayacak şeyler. Uçağın
merdivenlerine doğru yürüdü. Köydeki ana babası, onu uçağa binerken
görebilseydi... Tıpkı Ata uçağına binen Cumhurbaşkanı, Başbakan,
askeri ve mülki erkan gibi velhasıl önemli insanlar gibi, şöyle bir
geriye dönüp bakışını o anasıyla babası görebilselerdi; kedisiyle
gurur duyarlardı. Köy kahvesinde günlerce konuşulur, ünü, namı
civardaki ücra köylere kadar yayılırdı. O zaman da Kamyoncu’ların Kara
Bekir nazlı kızı kendisine vermesin de cümle alem göstersindi ona
gününü... “Uçaklara bile binmiş Hurşit’e sen nasıl kız vermezsin?
Elini sallasa ellisi, ünü civar köylere yayılmış Hurşit senin kızını
istediyse şeref say bunu.” Böyle derlerdi, emindi. Hayallerinden
sıyrılıp, merdivenin kalan yarısını çıkmaya karar verdiğinde
görebildi, arkasında sinirli sinirli bekleyen bıkkın kalabalığı. Tam
duyamadığı anlaşılmaz şeyler söylüyorlardı. Yoluna devam etti. Arada
yanlışlıkla kokpite girecek gibi olma, hostes kızın kendisini uyarması
ve biraz yukarından bakması gibi can sıkıcı şeyler de olmadı değil.
Bu gün mutlu günlerinden birini yaşıyordu, hiçbir şey moralini
bozamazdı, hiçbir şeyin canını sıkmasına izin veremezdi.
Patronu, bu
anlaşmaları sağlayabilirse; Japonlara çok demir satabilirlerse
sürekli kendisini göndereceğini söylemişti bu tür yolcululuklara,
üstelik uçakla.
Gün
gelecek uçak yolculuklarının tüm raconlarını öğrenecek, bilmediği
hiçbir şey kalmayacaktı. Kaç fit yüksekteler, uçak kaç kilometre
hızla gidiyor; bunları fizik dersinde öğrendiği formüllerle
hesaplayacaktı. Bulutların görünüşünden anlayacaktı, kabin basıncının
normal olup olmadığını. Bir aksaklık sezerse kaptan pilota önceden
haber verecekti. Tabi önce hostes kızdan izin aldıktan sonra.
Gün gelecek izin
alarak girdiği pilot kabininde pilotların çalışmasını izleyecek,
kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan hesabı uçak kullanmayı
bile öğrenecekti.
Aynen
filmlerde olduğu gibi, gün gelecek sık sık çıktığı uçak
yolculuklarının birinde, uçağı kaçırmak isteyen hava korsanları Kaptan
Pilotu emirlerine uymadığı için vuracaklar ve yardımcı pilot da
rahatsızlandığı için uçağı kullanacak kimse kalmayacaktı. Bu durumda
üç ay devam ettiği karate kursundan öğrendiği döner tekme, ve uçar
tekme teknikleriyle korsanları etkisiz hale getirecekti. Hostes kızın
“uçağımız düşüyor, uçak kullanmayı bilen ya da askerliğini havacı
olarak yapmış olan varsa lütfen yardım etsin...” çığlığını
duyunca, olaya el koyacaktı. Gerçi askerliğini havacı olarak değil
mutfak çavuşu olarak yapmıştı ama olsun pilotları iyi izlemişti ya,
pilotluğu biliyordu...
Derhal kaptan koltuğuna geçecek, uçağı otomatik pilottan çıkardıktan
sonra kumanda etmeye çalışacaktı. Tabi yakıt az olduğu için ve iniş
takımları da kaptanı vuran korsanların silahından çıkan kurşunla
tahrip olduğu için kuleden telsizle yardım isteyecekti. Bu işi tabi
yan koltuğa oturan hostes kız yapacaktı. Arada bir kuleyle bağlantı
kesilecek motorlardan biri veya birkaçı stop edecek ama bu nevi
terslikler onu yıldırmayacak, hatta arada bir yolculardan yükselen
“kurtar bizi!..” çığlıklarına bile aldırmadan işini yapacaktı.
İniş
takımları çalışmadığı için kumanda panelinde kabloları kısa devre
yaptırmak gerekebilecekti. Bu iş için tıpkı bir filmde olduğu gibi
hostes kızın tokasını kullanacaktı. Veeeee, hava alanına uçağı gövde
üstü başarılı bir şekilde indirecekti. Herkes ona kurtarıcım diye
sarılacaktı. Herkesin beyaz atlı prensi, kurtarıcı meleği olacaktı.
Milli Tarih kitapları ondan övgüyle bahsedecekti, belki Milli Coğrafya
ve Felsefeye giriş kitapları bile bahsedebilirdi.
Gelsin
o zaman Kamyoncuları Kara Bekir kızını eliyle versin, onları elinin
tersiye ama nazikçe geri çevirecekti. Çünkü zaten ana haber
bültenlerinin birinden öbürüne koştuğu için, kaset klip ve dizilerde
oynayacağı için hatta hatta neden olmasın ekonomiden sorumlu devlet
bakanlığı teklifi bile alacağı için çok ünlü olacak, böyle yüzlerce
teklif alacaktı hayranlarından.
Kendine geldiğinde; kendisini tebrik eden değil, ısrarla koltuğuna
oturtmaya çalışan hostes kızla karşılaştı.
Çok
fazla hayal kurmaya başlamıştı. Ama olsun bir gün tüm bunların
olmayacağını kim bilebilir ki?
Neyse
dedi, fazla hayale kapılmamalıyım, ne de olsa ilk yolculuğum... Uçak
motorlarının çalıştığını sonradan fark etti. Belki de uçak havaya
kalkmıştı bile... Daha önce uçağa binmiş olan arkadaşları: “Uçağın
kalktığını bile fark etmiyorsun” demişlerdi. Uçak bir hava
boşluğuna girmeden hemen yerine oturmalıydı. Hostes kıza teşekkür
ederek pencere kenarındaki yerine geçti. Tıpkı otobüslerdeki gibi
pencere kenarındaki koltuğu istemesini gişe görevlileri tuhaf
karşılamışlardı. Olsun, dışarıyı iyi seyredebilmeliydi ki tecrübeleri
artsın.
“Uçağın penceresinden bakınca her şey küçücük, karınca kadar kalıyor”
demişti arkadaşları.
Pencereden aşağıyı görmeye çalıştı. Evet, arkadaşları haklıydı,
biraz daha yükseldiklerinde görünen küçük şeyler de görünmez olacaktı.
Yalnızca bulutları göreceklerdi. Belki köyünü bile bir nokta halinde
görecekti. Biraz coştuğu için aklına gelenleri seslice söyleyiverdi:
“Vay be uçaktan aşağı bakınca insanlar gerçekten karınca gibi
görünüyor”.
Yan
koltukta oturan bey ona doğru iyice yaklaştı ve dedi ki:
“Onlar zaten karınca, uçak daha kalkmadı...”
Nisan Kumru |