nisan kumru Nisan Kumru NİSAN KUMRU nİSAN kUMRU nisankumru NİSANKUMRU
 

 Ana sayfa | Hakkımda | Basında | Eserler | İletişim | Radyo günleri | Yazılarım

 
     
  Yazılarım  
     
 

TAYYAR OLUP UÇSAM BİLMEDİĞİM İLLERE

 

 

Bu günü yıllardır merakla beklemişti.

Sonunda şu fani dünyada onunda bir uçak bileti olmuştu  ya artık gam yemezdi.

 

Uçaklar ve uçak yolculukları hakkında çok şey duymuştu. Uçağa yaklaştı. Bu muhteşem aletle birazdan  mavi göklere doğru kanatlanıp uçacaktı. Heyecanlıydı. Uçağın  bir tekerine dokunduğu zaman muhteşem şeyler hissetmişti:  Kelimelerle anlatılamayacak şeyler. Uçağın merdivenlerine doğru yürüdü.  Köydeki ana babası, onu  uçağa binerken görebilseydi...  Tıpkı Ata uçağına binen Cumhurbaşkanı, Başbakan, askeri ve mülki erkan gibi velhasıl  önemli insanlar gibi, şöyle bir geriye dönüp  bakışını o anasıyla babası görebilselerdi; kedisiyle gurur duyarlardı.  Köy kahvesinde günlerce konuşulur, ünü, namı  civardaki ücra köylere kadar yayılırdı. O zaman da Kamyoncu’ların Kara Bekir nazlı kızı kendisine vermesin de cümle alem göstersindi ona gününü...  “Uçaklara bile binmiş Hurşit’e sen nasıl kız vermezsin? Elini sallasa ellisi, ünü civar köylere yayılmış Hurşit senin kızını istediyse şeref say bunu.”  Böyle derlerdi, emindi.  Hayallerinden sıyrılıp, merdivenin kalan yarısını çıkmaya karar verdiğinde görebildi, arkasında sinirli sinirli bekleyen bıkkın kalabalığı.  Tam duyamadığı anlaşılmaz şeyler söylüyorlardı.  Yoluna devam etti. Arada yanlışlıkla kokpite girecek gibi olma, hostes kızın kendisini uyarması ve biraz yukarından bakması gibi can sıkıcı şeyler de olmadı değil.  Bu gün  mutlu günlerinden birini yaşıyordu, hiçbir şey moralini bozamazdı, hiçbir şeyin canını sıkmasına izin veremezdi. 

 

Patronu, bu anlaşmaları sağlayabilirse; Japonlara çok demir satabilirlerse  sürekli kendisini göndereceğini söylemişti bu tür yolcululuklara, üstelik uçakla.

 

Gün gelecek uçak yolculuklarının tüm raconlarını öğrenecek, bilmediği hiçbir şey kalmayacaktı. Kaç fit yüksekteler,  uçak kaç kilometre hızla gidiyor; bunları fizik dersinde öğrendiği formüllerle hesaplayacaktı. Bulutların görünüşünden anlayacaktı, kabin basıncının normal olup olmadığını. Bir aksaklık sezerse kaptan pilota önceden haber verecekti. Tabi önce hostes kızdan izin aldıktan sonra.   

 

Gün gelecek izin alarak girdiği pilot kabininde pilotların çalışmasını izleyecek, kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan hesabı uçak kullanmayı bile öğrenecekti.

 

Aynen filmlerde olduğu gibi, gün gelecek sık sık çıktığı uçak yolculuklarının birinde, uçağı kaçırmak isteyen hava korsanları Kaptan Pilotu emirlerine uymadığı için vuracaklar  ve yardımcı pilot da rahatsızlandığı için uçağı kullanacak kimse kalmayacaktı. Bu durumda üç ay devam ettiği karate kursundan öğrendiği döner tekme, ve uçar tekme teknikleriyle korsanları etkisiz hale getirecekti. Hostes kızın “uçağımız düşüyor, uçak kullanmayı bilen ya da askerliğini havacı olarak yapmış olan varsa lütfen yardım etsin...” çığlığını  duyunca, olaya el koyacaktı. Gerçi askerliğini havacı olarak değil mutfak çavuşu olarak yapmıştı ama olsun pilotları iyi izlemişti ya, pilotluğu biliyordu...

 

Derhal  kaptan koltuğuna geçecek, uçağı otomatik pilottan çıkardıktan sonra kumanda etmeye çalışacaktı. Tabi yakıt az olduğu için ve iniş takımları da kaptanı vuran korsanların silahından çıkan kurşunla tahrip olduğu için kuleden telsizle yardım isteyecekti. Bu işi tabi yan koltuğa oturan hostes kız yapacaktı. Arada bir kuleyle bağlantı kesilecek motorlardan biri veya birkaçı stop edecek ama bu nevi terslikler onu yıldırmayacak, hatta arada bir yolculardan yükselen “kurtar bizi!..” çığlıklarına bile  aldırmadan işini yapacaktı.

 

İniş takımları çalışmadığı için kumanda panelinde kabloları kısa devre yaptırmak gerekebilecekti. Bu iş için tıpkı bir filmde olduğu gibi hostes kızın tokasını kullanacaktı. Veeeee, hava alanına uçağı gövde üstü başarılı bir şekilde indirecekti. Herkes ona kurtarıcım diye sarılacaktı. Herkesin beyaz atlı prensi, kurtarıcı meleği olacaktı. Milli Tarih kitapları ondan övgüyle bahsedecekti, belki Milli Coğrafya ve Felsefeye giriş kitapları bile bahsedebilirdi.

 

Gelsin o zaman Kamyoncuları Kara Bekir kızını eliyle versin, onları elinin tersiye ama nazikçe geri çevirecekti. Çünkü zaten ana haber bültenlerinin birinden öbürüne koştuğu için, kaset klip ve dizilerde oynayacağı için  hatta hatta neden olmasın ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı teklifi bile alacağı için çok ünlü olacak, böyle yüzlerce teklif alacaktı hayranlarından.              

 

Kendine geldiğinde; kendisini tebrik eden değil, ısrarla koltuğuna oturtmaya çalışan hostes kızla karşılaştı.

Çok fazla hayal kurmaya başlamıştı. Ama olsun bir gün tüm bunların olmayacağını kim bilebilir ki?

 

Neyse dedi, fazla hayale kapılmamalıyım, ne de olsa ilk yolculuğum... Uçak motorlarının çalıştığını sonradan fark etti. Belki de uçak havaya kalkmıştı bile... Daha önce uçağa binmiş olan arkadaşları: “Uçağın kalktığını bile fark etmiyorsun” demişlerdi. Uçak bir hava boşluğuna girmeden hemen yerine oturmalıydı. Hostes kıza teşekkür ederek pencere kenarındaki yerine geçti.  Tıpkı otobüslerdeki gibi pencere kenarındaki koltuğu istemesini gişe görevlileri tuhaf karşılamışlardı. Olsun, dışarıyı iyi seyredebilmeliydi ki tecrübeleri artsın.

 

“Uçağın penceresinden bakınca her şey küçücük, karınca kadar kalıyor” demişti arkadaşları. Pencereden aşağıyı görmeye çalıştı. Evet,  arkadaşları haklıydı,  biraz daha yükseldiklerinde görünen küçük şeyler de görünmez olacaktı. Yalnızca bulutları göreceklerdi. Belki köyünü  bile bir nokta halinde görecekti. Biraz coştuğu için aklına gelenleri seslice söyleyiverdi:

 

“Vay be uçaktan aşağı bakınca insanlar gerçekten karınca gibi görünüyor”.

 

Yan koltukta oturan bey ona doğru iyice yaklaştı ve dedi ki:

 

“Onlar zaten karınca, uçak daha kalkmadı...”

 

 

Nisan Kumru

 
     
     
 
 Ana sayfa | Hakkımda | Basında | Eserler | İletişim | Radyo günleri | Yazılarım
 
     
 

Sitedeki yazı ve belgelerin yayın hakkı saklıdır. İzinsiz yayınlanamaz©                      ◄Geri  Yukarı