nisan kumru Nisan Kumru NİSAN KUMRU nİSAN kUMRU nisankumru NİSANKUMRU
 

 Ana sayfa | Hakkımda | Basında | Eserler | İletişim | Radyo günleri | Yazılarım

 
     
  Yazılarım  
     
 

DEĞERLİ ARKADAŞIM SİYAMİ  KARAKOYUN’UN

DÜĞÜN PROGRAMINA YAZDIĞIM SUNU.

 

Siyami KARAKOYUN.

Kamuoyunda Siyami olarak bilinen  Siyami KARAKOYUN, bundan yirmi altı, bazı rivayetlere göre de yirmi yedi yıl önce dünyamıza geldi. Onun dünyaya tiz bir sesle “Selamünaleyküm” deyişiyle başlayan kısa hayat hikayesini anlatacağız simdi.

 

Doğduğunda yaptığı ilk iş ağlamak oldu. Tarih boyunca her dünyaya gelen bebek viyaklaray atar adımını dünyaya. o da bu tarihi gelişime ters düşmek istemedi ve ilk doğduğu anda ağladı.

 

Çocukluğuna ait unutamadığı bir olay ise şöyle cereyan etmiştir:

Küçük Siyami’nin saçları büyümüştü ve babası  onu, saçlarının kesilmesi için  köy berberi Kamber Ustaya götürdü. Saçlarının kesileceğini anlayan Siyami bağırarak mahalleyi ayağa kaldırdı. Bağırdı çağırdı. O kadar direndi ki, tüm dayıları, emmileri, Kamber Ustanın berber dükkanına doluştu ve Siyami’ye vaatte bulundular. Eğer uslu uslu tıraş olmaya razı olursa kendisine oyuncaklar, şeker leblebiler, üzümler, incirler, akide şekerleri alacaklarını söylediler. Bunları duyan Siyami istemese de, kafasının sıfıra vurulmasına razı oldu.

Kafanın sıfıra vurulma işlemi bittikten sonra onun eve götürdüler. Dayıları emmileri gerçekten sözünde durmuşlardı; oda akide şekerleri, çeşit çeşit lokumlar ve kuru yemişlerle duluydu. Buları gören küçük Siyami kafası sıfır tıraşlı olmasına rağmen dayı ve emmilerinin bulunduğu odaya geldi ve onlara hitaben “Hadi yine kafamı kestirmeye gidelim” dedi. Ev halkı bu olay karşısında o gün gevrek gevrek gülmüştü.

 

Anadolu’nun tozlu yollarında geçti çocukluğu.

Toprak sahada top koşturdu.

Ahırdaki hayvanlar için, karakaçanla pancar yaprağı taşıdı eve.

Köydeki diğer çocuklar gibi geçti çocukluğu.

Daha dün annesin kollarında yaşarken, çiçekli bahçelerinin yollarında koşarken, okullu olmuştu.

 

O zamanlar taşımalı eğitim icat edilmemişti. Köylerindeki okula yürüyerek yani tabanvayla gidip geldi. Her çocuk gibi 312. Madde kapsamına girmeyen; “23 nisan 23 nisan neşe doluyor insan” şiirlerini okudu.  Cinali’nin serüvenleriyle tanıştı.

 

Derslerinde başarılı bir öğrenciydi, karnelerini hep gururla gösterdi babasına, annesine. Bir keresinde matematik öğretmeni: “Senin adın Siyami, benim adım Sururi olduğu kadar eminim ki, sen ilerde iyi bir atılımcı olacaksın, bu  yolda çalış  Ticaret Lisesine git”  demişti. Bunu söylerken Matematik Öğretmeni Sururi Bey’in sesi yumurtanın ipanayla fırçalanmayan tarafı kadar yumuşaktı ama küçük Siyami’nin hayalleri başkaydı; o ileride iyi bir Sanfiransisko Belediye Başkanı olmak istiyordu. Aslına bakarsanız bu hayali gerçekleştirmek için küçük bir sorun vardı, ama aslına bakmazsanız sorun morun yoktu. Nitekim bu sorunun ne olduğunu ilkokulu bitirip de eğitimine devam etmek için gittiği İstanbul’larda anladı. Burası Türkiye’ydi ve Sanfirasisko’yu da içine alan başka Türkiye yoktu.

 

Aradan yıllar geçti.

Ve o büyüdü.

 

İlim öğrenmek için İstanbullar yetmedi, 1993 yılında; hadiste geçtiği gibi Çin’e gitti. Çin’deki meşhur Tianenmen Meydanı ve Son İmparator filminin çekildiği Yasak Şehir, böylece bir Konyalıyla tanıştı. Siyami KARAKOYUN Çin’de büyük ustalardan: karate aikido fullcontak ve judo dersleri aldı. Yine büyük ustalardan kahvaltılık pilav yapma, Çin usulü çubuklarla yemek yeme ve Çin lokantası işletmeciliği tahsil etti.  Çin’de garip, bir o kadar da ilginç bir olay yaşadı. Yolda yürürken bir Çinli gelerek selam verdikten sonra ona az buçuk bildiği İngilizcisiyle “Are you from Konya”, yani “sen Konyalı mısın?” diye sordu.

 

Siyami şaşırmıştı, o da az buçuk bildiği İngilizce’si ve tam bildiği Türkçe’siyle; “Yes ayem from Konya. Nereden bilmek var, sen benim Konyalı olduğumu” diye Mukabele etti. Çinli yine bu sefer az buçuk bildiği Türkçe’sini konuşturarak: “Sen var Konyalı gibi yolun ortasından ortasından gitmek” cevabını verdi.

 

Evet bu olaydan yaklaşık beş gün sonra  Siyami, Çine niye geldiğini unutunca geri dönmeye karar verdi.

 

Pasaportundaki Çin vizesini ve Çin’de çekilmiş fotoğraflarını, ilk tanıştığı herkese göstermekten büyük gurur duyar. Bunlar evindeki küçük sanat sergisinin baş kösesini hala süslemektedir.

 

90’lı yıllarda Mersin’e gitmek modaydı. Herkes gitti Mersine, o gitti Çin’e.

Ellerini soğuk sudan sıcak suya soktu, suya sabuna dokundu, etliye sütlüye karıştı, yahni ve pilavı yedi...

 

1993’te Çin’den döndükten sonra Gaziantep Üniversitesi’ne girdi. Makine Mühendisliği bölümde bir süre okudu. Makine mühendisliğine meraklıydı. Gördüğü ilk derslerden sonra kitaplar yazdı. Makine mühendisliği alanında yazdığı kitaplardan bazıları şunlardır:

 

4 zamanlı motorlarda devridaim contasının çalışma prensipleri.

F- 16’lardaki Airodinamik hataları.

Kızaklı makinelerde diferansiyel sorunları (Özellikle bu kitap, bir mühendislik harikasıdır.) 

Aristo fiziğinde izafiyet sorunsalı.

 

Globalleşen dünyada her alanda Siyami’ye ihtiyaç vardı. Ama hangi birine yetişebilir, hangisini kurtarabilirdi ki. Bir yerinden başlamaya karar verdi ve kömür tüccarlığına başladı. Kendisi şubesiz kömürcülüğü başlatan ilk atılımcıdır. Tonlarla kömür sattı. Yine kömürcülüğe devam ettiği aylarda bir müşterisinden garip bir mektup aldı. Müşteri mektubunda şöyle diyordu:  “Saygıdeğer büyük atılımcı Siyami Bey. Sizden aldığım kömürün içinden bazı tanımlanamayan cisimler çıktı. Bunların  sobada yanmadıklarını fark ettim. Belki çok önemli bir madendir diye MTA’ya gönderdim.  Bir ay sonra bana raporu yolladılar, raporda şöyle diyordu: ‘gönderdiğiniz bu parçacıklar gerçekten kömürdür ama toprağın altından bir kaç milyon yıl kadar erken çıkarılmış, bunların potansiyel birer kömür olabilmeleri için bir kaç milyon yıl daha toprak altında kalması gerekmektedir. İmza MTA.’ Evet değerli atılımcı Siyami Bey, ben de bunları tekrar toprağa gömdüm ve yapılan bu yanlışı düzeltmek için beklemeye başladım. Biliyorum bir zaman gelecek, onlar kömür olacak. İmza bir müşteri.”

 

Kendisinin insanlığa adadığı büyük projelerinden bazıları şunlardır:

 

Sesiz çoğunluğun sesini duymayı kolaylaştıran bir kulaklık.

Gevşeyen sigortaları kolayca sıkabilecek bir tornavida.

Boign 747’leri paraşütle  uçurmak.

Bakırsız benzin imal etmek ve bu benzinle çalışabilecek bir kamyon yapmak.

Trafiklerde üflemeyle alkol ölçmeye, sürücünün alkollü olup olmadığını anlamaya yarayan alkol ölçere benzeyen, esneyerek uyku kontrolü yapmaya yarayan bir sürücü uyku ölçer icat etmek.

 

 Yine kendisinin insanlığa adadığı eserlerinden bazıları şunlardır:

 

Çin’deki Anılarım.

Çin’deki Anılarım kitabıma gelen eleştirilere cevaplar (Geliştirilmiş ikinci baskı.)

Einstein nerde hata yaptı?

Betofının Beşinci Senfonisinin eksiklileri ve transpoze sorunsalı

Tarihe İndividüalist bir bakış.

Globalleşme sürecinin konjonktürel bazdaki dengeler ve jeopolitik platformdaki epistemolojik fenomeni üzerine bir deneme. (Bu kitap uzman camiasınca, tekerleğin icadından sonra çağın en büyük buluşu olarak değerlendiriliyor.)

Nasıl zengin olunur. (otuz milyon 300 bin artı KDV’ye satılan bu kitabı Para Kazanmanın Yolları adlı kitabı okuduktan hemen sonra yazdı)

John F. Kennedy suikastının perde arkası (Dedektifiye, polisiye ve askeriye roman)

Tıkanan tuzlukları açmanın on altın, kırk bakır ve 13 bronz kuralı.

Dünü, bugünü, yarını, gelecek haftası, next yearı’yla ve last veek’iyle reklamcılık geleneği

Trenlerde makinistlerin uyumasını engellemek için yapılması gerekenler.

 

1998 yılında Açıköğretim Fakültesi’ne kaydoldu.

Açıköğretim fakültesi dekanlığına baş vurarak fakülteyi içeriden okumak istediğini söyledi, ama bu isteği Üniversite senatosunda görüşülerek reddedildi. O da, bunun üzerine dışardan okumaya karar verdi. Vakit buldukça  ders çalıştı. Kendisi gibi ilerde iyi bir Açıköğretim talebesi olmak isteyenlere şunları tavsiye ediyor: “Çalışmamak... Çalışmamak... Çalışmamak”

 

Ve bir gün kendisi de cep telefonu sahibi oldu. Cep telefonuyla ilgili unutamadığı bir anısını Gaziantep’te bir minibüste yaşayacaktı. Bir gün şıkışpıkış bir minibüsle evinden işine giderken cep telefonu çaldı. Ve o da açtı alo dedi. Tam bu sırada minibüs mürettebatının başkanı olan minibüs kaptanı ona “kapat ülen onu” diye bağırdı. Siyami “niye yav” dedi sitemli bir şekilde. “Kapat ülen dedim” diye tehditkar konuştu kaptan. Bunun üzerine Siyami “Ya abi bu cep telefonları  O 403 otobüslerin ve uçakların çalışma sistemini bozduğu için kapattırılıyor... Sizin hangi sisteminizi  bozuyor” diye bağırdı. Kaptan da başını çevirerek “Sinir sistemimizi aslanım, sinir sistemimizi” cevabını verdi.

 

İçimizden biridir Siyami KARAKOYUN

 

O da hepimiz gibi televizyonunu zapladıgında bütün kanalları dolaştıktan sonra “seyredecek bisey yok valla” der.

 

Hepimiz gibi o da “ne olacak bu memleketin hali” diye sorar, kara kara veya başka renklerde düşünür.

 

Yine hepimiz gibi kimin neyi kaç bin dolara aldığını öğrenince eline hesap makinesini alarak bir  züğürt olarak üzerine düşeni yapar.

 

Hepimiz gibi o da zenginleri zor durumda bırakmamak için vergisini zamanında verir.

 

Hepimiz gibi o da bozuk paralarını cep deliyor diye beğenmeyip çekmecenin  en karanlık kösesine atar, alacaklarını tahsil edemeyince de yüz mumluk ampulle çekmecenin diplerini arar bulduklarıyla simit alır, zulada yer. Simit ziyafetinden sonra da, kalan bozukluklarla tekel ikibin alamayınca ikibinbir’e razı olur. Yüzüne garip bir gülümseme yerleşir. Artık mutlu bir vatandaşımızdır.

 

Büyük atılımcı Siyami’nin son yaptığı atılımsa Apo’yu Kenya’dan getirmekti. Nairobi’ye gitti. Adamı teslim aldı ve CIA yetililerinin yanına getirdi. Bir süre Siyami’nin yakaladığı Apo’yu inceleyen gizli servis yetkilisi Ajan Alanzo Mozli Siyami’ye: “Sen daha önce hiç zenci bir Apo gördün mü?’ diye sordu. Siyami “hayır” dedi ve sordu: “niye kine”. Ajan Alanzo Mozli: “Sen Nairobi Belediye Başkanını getirmişsin”  dedi.

 

Evet Siyami’nin kısa hayat hikayesi bu.

 

 

DÜĞÜNE GELEN TELGRAFLAR

 

“Size ömür boyu mutluluklar dilerim; ama başka bir kiralık evde...

üzülmeyin ne demişler ev sahibinin bir evi varsa kiracının bin evi var.”

İmza; ev sahibinin Almanya’dan gelme eğilimleri gösteren oğlu.

 

“Demokratik teamüller çerçevesinde gereken yapılacaktır binaenaleyh bunlar münferit girişimlerdir. Türkiye’nin üç önemli sorunu vardı bunlar; terör, eğitim ve Siyami’nin evlilik sorunsalı. Siyami’nin  evlilik sorunu halledildi. inşallah bu diğerlerinin çözümü için de bir başlangıç olur.” İmza; 2010lu yılların devlet başkanı tek aday adayı şimdiki Süleyman Demirel.

 

“Siyami; mark dolar euro bazında verilmiş sadakan varmış ki sana bir şey yapmadık.” İmza; 1 nolu damat kaçırma mafyası.

 

“Mutluklar dileriz eğer ihtiyacınız olursa bekleriz.” İmza; Feridun Çelik Tencereleri

 

“Siyami Kardeş düğününe gelemedim, yol parası çok tutuyordu. Bari bir telgraf çekeyim dedim. Telgraf da çok pahalıymış. Ayrıca tercümeye de bir sürü para gitti. Neyse bu arada hayırlı olsun.” İmza; Siyami’nin Çin’deki arkadaşı Udon Li Tonk.

 

“Sen bittin olum“ İmza; 2 nolu damat kaçırma ve şaka yapma mafyası.

 

“Sen korkma Siyami! arkanda kapı gibi Hakan Çetin varken kaç nolu olursa olsun sana hiç bir mafya bir şey yapamaz.” İmza: Hakan Çetin

 

“Size mutluluklar dilerim eğer çocuklarınızı bizim üniversitelerden birine yollamak isterseniz bekleriz. Tabi ama, benim çizdiğim kılık ve kıyafetlerle. Bu arada benim  dedem de müftü odacısıydı.” İmza; eski yılların modacısı Sayın Alemdaroğlu

 

Ve ben, yani Nisan Kumru: “O, hayatta tek bir yazılı kitabı, çizili resmi, dikili ağacı,  çekili klipi, yapılı kaset ve dizisi bulunmayan, ender rastladığım hemşehrimden biridir.”

 

Siyami kendisi için ise şunu dedi: “Ben akıllı, zeki, çevik ve işine sadık bir müdürüm”

 

Siyami’nin yabancı tanıdıkları

 

Çin devlet Başkanı: “Yine bekleriz.”

 

Ünlü Japon tarihçi Hotomato Hirohito; “Onda Vizigot cesaret görüyorum”

 

Ünsüz tarihçi, Akkiz Herediter Hemolito: “Tarihin kaydedebileceği en esrarengiz adam”

 

Fransız asıllı Moldovya’lı sosyolog Gruşenka İvanovski: “Sosyoloji bilimine yaptığı katkıları globalleşen dünyada ders olarak okutulacaktır adamdır, aynı zamanda heykeli dikilecek adamdır”

 

Viva Emiliano Fernandez: “O bir kaplan kadar cesaretli, bir anakonda kadar manidar ve bir tarantula kadar tedbirli”

  

Mutluluklar......

 

Nisan Kumru

 
     
     
 
 Ana sayfa | Hakkımda | Basında | Eserler | İletişim | Radyo günleri | Yazılarım
 
     
 

Sitedeki yazı ve belgelerin yayın hakkı saklıdır. İzinsiz yayınlanamaz©                      ◄Geri  Yukarı