KARLI GÜNLER VE
KAR GÜNLERİ
Kar... Yalnızlık,
tıpkı rüzgâr gibi... Bir sığınma hissi; ev, sıcak soba başı, sıcak bir
kucak…
Kar, nane limon.
Kar, biraz
Erzurum.
Kar, teyzemler...
Televizyonlu bir ev, TRT’de Stüdyo Pazar... Cenk Koray... Erkan
Yolaç’ın “evet-hayır” yarışması. İzmir Marşı’yla gelinen, Mehter
Marşı’yla gidilen günler.
Kar... Yeni
yanmış sobadan gelen kokunun, mandalina kabuklarından çıkan tütsüyle
odayı doldurması.
Kar... Köy
odalarında doyumsuz uzun kış gecesi sohbetleri…
Kar, bir beyaz
lerze bir dumanlı uçuş.
Kar, tümüyle
bembeyaz bir şehir.
Kar, kardan
adam. /Hiç kardan adam yapmadım./
Kar, kartopu.
/Çok az kartopu oynadım, atmayı bir türlü beceremezdim /
Kar.. Elde çay, bir çay
ocağının buğulu camları arkasından seyredilen, her taneyle yere düşen
sonu kavuşamamayla bitmiş aşk hikâyelerinin pastoral anlatımı.
Kar... Ağır bir
saz havasıyla söylenen, bir kavuşamamaya yakılmış, adam boyu karla
kaplı köy yolları türküleri.
Kar, Arif Ay
mısraları.. Biz Erzurum’da otuz üç kişiydik.../Kar iner isyan gibi
çabuk,/ Ölüm gibi sessiz ve dakik. /Palandöken, kolları gürgen,
/Gözleri çiğdem, gövdesi kekik.
Ve biz ölümden
çok zulüm gördük./
Kar...
“Çocukluğumuzdaki gibi yağmıyor!”
Kar... Kış gibi
kışlar görmeyeli, soğuklarda orta yerden hastalık kapıp yatmayalı epey
oldu.
Kar... Su
birikintilerinde ayaklarımızla beraber gezdirdiğimiz hayallerimiz.
Kar...
Öğretmenimizin verdiği resim dersi ödevleri, konu kış mevsimi.
Defterimizde kardan adamlar... Bahçesi çitle çevrili, bacası tüten
yalnız evler. Dersin ortasında geliveren “okul tatil” haberleri...
Öğretmenlerimizin yüzüne zafer kazanmış gibi bakışlarımız. Evin bir
köşesinde geçen onbeştatil’ler.
Kar,... Zılmak
zılmaya gitmeler. Kendi çapımızda kayak faaliyetleri ve kıskandığımız
zengin mahalle çocuklarının kızakları - televizyondakilere benzeyen-
gocukları, şapkaları eldivenleri, gıcır gıcır çizmeleri.
Kar... Kayıp
düşmeyelim diye ayakkabılarımızın dışına geçirdiğimiz eski çoraplalar,
ilkokul öğretmenimiz Harun Bey’in buluşu.
Kar, mütemadi
soğuk. Uzak, özgür bir rayiha,
Kar, dışardan
çektirilen ama yanan fotoğraflar
Kar... “Ooo
üşümüşsünüz hemen çıkar üstündekileri, geç sobanın başına”lar, “Aman
sıkı giyin oğlum üşütüp hasta olma”lar, “Kar dizlerimize kadar
geliyordu valla”lar.
Kar.... Sabah kahvaltısında kuzineli sobanın fırınında yağlı ekmek,
radyoda çocuk bahçesi.
Kar, “İyi
geldin” ler , “Akşam yemeğine yetiştin hadi”ler
Kar işte.....
Kulaklarımızın uçları kızarır, yanardı. Kirpiklerimiz, büyüyünce
bıyıklarımız buz tutardı. Çoraplarımız sırılsıklam yüreğimiz
sırılsıklam. Morarmış ellerimiz, kuzineli sobanın açık fırın kapağı,
bir türlü ısınmayan normale dönmeyen eller. Sonra annemin ellerimi
avucunun içine alışı, hohlayışı, koltukaltında ısıtmaya çalışışı.
/Onlar ellerini hep sıcak tutmak, soba kovalarını hep yalnız taşımak
zorundalardı/
Ve kar....
Kaybolmuş bir gocukla hatırladığım karlı günler. /Yeni bir gocuk
almıştı babam ilkokulda. Sonra kaybolmuştu, haftalarca aramıştık
annemle, okulda tüm askılıklara bakmıştık, nasıl bir şey olduğunu bile
unutmuştuk, ama yine de bakmıştık..
Kayboluşu değil
de annemin yüzünde beliren mahzun, yenilmiş ifade acıtmıştı içimi/
Nisan Kumru |