nisan kumru Nisan Kumru NİSAN KUMRU nİSAN kUMRU nisankumru NİSANKUMRU
 

 Ana sayfa | Hakkımda | Basında | Eserler | İletişim | Radyo günleri | Yazılarım

 
     
  Yazılarım  
     
 

KARLI GÜNLER  VE KAR GÜNLERİ

 

Kar... Yalnızlık, tıpkı rüzgâr gibi... Bir sığınma hissi; ev, sıcak soba başı, sıcak bir kucak…

Kar, nane limon.

Kar, biraz Erzurum.

 

Kar, teyzemler... Televizyonlu bir ev, TRT’de Stüdyo Pazar... Cenk Koray... Erkan Yolaç’ın  “evet-hayır” yarışması. İzmir Marşı’yla gelinen, Mehter Marşı’yla gidilen günler.

 

Kar... Yeni yanmış sobadan gelen kokunun, mandalina kabuklarından çıkan tütsüyle odayı doldurması.  

Kar... Köy odalarında doyumsuz uzun kış gecesi sohbetleri…

Kar, bir beyaz lerze bir dumanlı uçuş.

Kar,  tümüyle bembeyaz bir şehir.

Kar, kardan adam.  /Hiç kardan adam yapmadım./

Kar, kartopu. /Çok az kartopu oynadım, atmayı bir türlü beceremezdim /

Kar.. Elde çay, bir çay ocağının buğulu camları arkasından seyredilen, her taneyle yere düşen sonu kavuşamamayla bitmiş aşk hikâyelerinin pastoral anlatımı.

Kar... Ağır bir saz havasıyla söylenen, bir kavuşamamaya yakılmış, adam boyu karla kaplı köy yolları türküleri.   

Kar, Arif Ay mısraları.. Biz Erzurum’da otuz üç kişiydik.../Kar iner isyan gibi çabuk,/ Ölüm gibi sessiz ve dakik. /Palandöken, kolları gürgen, /Gözleri çiğdem, gövdesi kekik.

Ve biz ölümden çok zulüm gördük./

 

Kar... “Çocukluğumuzdaki gibi yağmıyor!”

Kar... Kış gibi kışlar görmeyeli, soğuklarda orta yerden hastalık kapıp yatmayalı epey oldu.

Kar... Su birikintilerinde ayaklarımızla beraber gezdirdiğimiz hayallerimiz.

Kar...  Öğretmenimizin verdiği resim dersi ödevleri, konu kış mevsimi. Defterimizde kardan adamlar... Bahçesi çitle çevrili,  bacası tüten yalnız evler.  Dersin ortasında geliveren “okul tatil” haberleri... Öğretmenlerimizin yüzüne zafer kazanmış gibi bakışlarımız. Evin bir köşesinde geçen onbeştatil’ler.

 

Kar,... Zılmak zılmaya gitmeler. Kendi çapımızda kayak faaliyetleri ve kıskandığımız zengin mahalle çocuklarının kızakları - televizyondakilere benzeyen- gocukları, şapkaları eldivenleri, gıcır gıcır çizmeleri.

 

Kar... Kayıp düşmeyelim diye ayakkabılarımızın dışına geçirdiğimiz eski çoraplalar, ilkokul öğretmenimiz Harun Bey’in buluşu.

Kar, mütemadi soğuk. Uzak, özgür bir rayiha,

Kar, dışardan çektirilen  ama yanan fotoğraflar

Kar... “Ooo üşümüşsünüz hemen çıkar üstündekileri, geç sobanın başına”lar, “Aman sıkı giyin oğlum üşütüp hasta olma”lar, “Kar dizlerimize kadar geliyordu valla”lar.

Kar.... Sabah kahvaltısında  kuzineli sobanın  fırınında yağlı ekmek,  radyoda çocuk bahçesi.     

Kar,  “İyi geldin” ler , “Akşam yemeğine yetiştin hadi”ler

 

Kar işte..... Kulaklarımızın uçları kızarır, yanardı. Kirpiklerimiz, büyüyünce bıyıklarımız buz tutardı. Çoraplarımız sırılsıklam yüreğimiz sırılsıklam. Morarmış ellerimiz, kuzineli sobanın açık fırın kapağı, bir türlü ısınmayan normale dönmeyen eller. Sonra annemin ellerimi avucunun içine alışı, hohlayışı,  koltukaltında ısıtmaya çalışışı. /Onlar ellerini hep sıcak tutmak, soba kovalarını hep yalnız taşımak zorundalardı/

 

Ve kar.... Kaybolmuş bir gocukla hatırladığım karlı günler. /Yeni bir gocuk almıştı babam ilkokulda.  Sonra kaybolmuştu, haftalarca aramıştık annemle, okulda tüm askılıklara bakmıştık, nasıl bir şey olduğunu bile unutmuştuk, ama yine de bakmıştık..

Kayboluşu değil de  annemin yüzünde beliren mahzun, yenilmiş ifade acıtmıştı içimi/ 

 

Nisan Kumru

 
     
     
 
 Ana sayfa | Hakkımda | Basında | Eserler | İletişim | Radyo günleri | Yazılarım
 
     
 

Sitedeki yazı ve belgelerin yayın hakkı saklıdır. İzinsiz yayınlanamaz©                      ◄Geri  Yukarı