|
RADYOCU KİMDİR.
Radyocu demek;
avantalar paylaşılırken, mükellef sofralarda yemekler bir biri ardına
inip kalkarken, arsalar pay edilirken, gayri menkuller
bölüştürülürken, makamlar el altından cukka edilirken, krediler
sorgusuz sualsiz imzalanırken, kârlar dağıtılırken, kimsenin: “Oooo
tam zamanında geldin, kaynanan seviyormuş” demediği; aksine, birkaç
arkadaşıyla kurabildiği fakir sofrasına giden yolların, “kaynanamız
seviyormuş” muhabbetiyle Londra asfaltına çevrildiği emekçi demektir.
Radyocu demek;
kız isteme ziyaretlerinde, kız tarafının “oğlumuz ne işe yapar”
sorusuna, ana babasının utana sıkıla; “radyoda çalışır” diyebildiği
bir garip kel oğlan demektir.
Radyocu demek;
her gün birkaç öğün, tüm akraba-i talakatın; “eh be oğlum, sen de bir
fabrikaya girsen de iş sahibi olsan” dediği, bir iflah olmaz evlat
demektir.
Radyocu demek;
büyük bir radyo kurup çalışanlarına bol para verebilmeyi hayal eden
büyük yatırımcı demektir.
Radyocu demek;
oğlum sen buralarda harcanıyorsun diyenlerin içlerinden “biraz da biz
harcasak seni” diye geçirdikleri kişi demektir.
Radyocu demek;
bir
kere eve iş götürebilme rahatına erememiş, ama evini işine taşıma
bahtsızlığına bolca ermiş adam demektir.
Radyocu demek;
stüdyoları ev, masaları yurt bellemiş, mikrofonu azık bilmiş yarı aç
insan demektir.
Radyocu demek;
Çenesinden, düzgün konuşmasından başka sermayesi olmayan, maaşını
kasetlere valkman kulaklıklarına, kitaplara, edebiyat dergilerine,
bilgisayar disketlerine, cep telefonu faturalarına, buğusu tüten sabah
poğaçalarına, aperatif akşam ve sabah yemeklerine, çaya ve sigaraya,
sinema ve belediye otobüs biletlerine, arkadaş gezmelerine yatıran, ay
sonu cebi boş gezen bir garip kaldırım mühendisi emeklisi demektir.
Radyocu demek;
Keşfedilmeyi bekleyen yanık sesli inşaat işçisi demektir.
Radyocu demek;
prodüksiyon stüdyolarında geceleri üşüyen, ama yine de arkadaşı olan
mikrofona, mutluluktan sıcaklıktan bahseden insan demektir.
Radyocu demek;
üç dört senede bir sakinleri değişen, bekar evlerinin ve öğrenci
evlerinin dostu demektir.
Radyocu demek;
Mikrofon açık kalınca dünyası başına yıkılan adam demektir.
Radyocu demek,
büyüyünce zengin olacağını düşünen büyümüş çocuk demektir.
Radyocu demek,
kanına bir yerlerden virüs bulaşmış hasta demektir.
Radyocu demek;
hayatı profesyonelce yaşamak isterken, çekim hatalarını montajda
atamamış, böylece amatör bir yaşamın müdavimi olmuş, yalnızların ve
yenilmişlerin yaşadığı kovuklarda saklanan, şair ruhlu bir divane
demektir.
Radyocu demek;
aldığı bir telefonla dünyaların sahibi olan insan demektir.
Radyocu demek;
çalıştığı radyonun ciddiyetini sulandıran zat demektir.
Radyocu demek;
“radyo” kelimesine “–cu” yapım ekini ekleyerek bir hayat çizen
sanatkar demektir.
Radyocu demek,
kaplumbağa misali evini sırtında taşıyan seyyare demektir.
Nerde bir radyocu
görürseniz onlara iyi davranın, onları kendi hallerine bırakın. Onlara
akıl vermeyin, para verin!..
-Amma da attın
be, ulan radyocu görmesem resmen yutturacaksın.
-Öyle deme abi,
Radyocu demek kendini acındırmasını bilen demektir.
Radyoculuk demek,
sandalye ayaklarına dolanan kulaklık; masa ayaklarına dolanan mikrofon
kablolarıdır.
Nisan Kumru |