|
HAYATIN
KOVUĞUNDA
“Uçurtmalarımızın
tellere takıldığı zamanlar;
Çocukluğumuzun
tellerde kaldığı günler yani.
Gittiğimiz
kapılardan eli boş,
Gözleri dolu
döndüğümüz yıllardı.
Racon bilmezdik.
Ödül törenlerinde
adımız geçmedi.
Çekilişlerden yana
bahtımız kapalıydı ezelden.
Şehir yüzümüze bile
bakmadı.
Oysa cebimizde
şiirlerle gitmiştik.”
Hayatımın bir yerinde;
28. yılımda, askerde, böyle dedim biyografim için; ilk
kitabımı yazarken...
“Hayatta dikili ağacı,
çekili klipi, yazılı kitabı, çıkarılı kaseti, alını cep no’su
olmayan...” diye tanımlamıştım bir radyo programında; daha da
önce...
Sonra: “1973 Konya
doğumluyum. Bitirilen Okul-Yapılan İş Bağlantısızları Grubunun ve
Branşını Bırakıp Sevdiği İşi Yapanlar Konsorsiyumunun 10 yıldır
mensubuyum. Babamın memuriyeti dolayısıyla olmasa da, mesleğim
açısından Anadolu haritasında 9 yıldır çizdiğim yayı
tamamlayarak İstanbul’da Haber dairesi çalışanı oldum.” diye
yazmalarını söyledim, İstanbul’da; çalıştığım şirketin web’ine...
Biyografimi özetlerken
şimdi de: “30 yaşında sonra; evlenebilmiş, cep telefonu ve kredi kartı
sahibi olabilmiş, henüz B ehliyeti olmayan biri” olarak tanımlıyorum.
Bu dört tanımlamadan
“hayata geç kalmış biri”ni çıkarmak mümkün.
El içine çıkacak, eli
yüzü düzgün bir biyografim olmadı, sayılarla aram limoni olduğu için,
tarihlerle süslü teknik bir özgeçmiş yazamadım. Bu yüzden biraz
kırpık, belki de makaslanmış konjonktürel bir biyografi
denemesi yapmayı yeğledim.
1973 yılında Konya’nın
Ilgın İlçesinin Göstere (Haritada ‘Köstere’ olarak geçiyor)
köyünde doğmuşum. Bu dünyada bir yer kapladığımı ilk olarak
Seydişehir’de fark ettim. Babam Seydişehir Alüminyum Tesislerinde işçi
olarak çalışıyordu.

İlkokul orta ve lise
öğrenimimi bu ilçede tamamladım. İlkokulda her Türk çocuğu gibi
pilot olmayı istedim, ortaokulda öğretmen, Lisede
hattat, yazar, tiyatrocu, radyocu ve televizyoncu olmayı
birlikte istedim. İki yıl dershanelerde takılarak, yazılınca iki satır
süren; Atatürk Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu
Tıbbi Laboratuar bölümümü tutturdum. Bu okulda yapılacak işler beni
kesmedi. Çünkü her gün aynı işi yapıyor, hiçbir yeni şey üretmemize
imkân verilmiyordu. Yurt’un suyunu mikroskop altında inceleyip
bateriler keşfetmeye çalışırken, asistanlar veya odacı/hizmetli
kadrosundan işe başlayıp sonradan laborant/fahri Parazitolog olmuş
kişilerce, boğaz kültürü almada kullanılan çöplerin ucuna pamuk
sarmaya götürülüyordum. Bu defa, büyüyünce ne olmayı isterim sorusuna
başka bir cevap aradım. Okul sağlıkla ilgiliydi, biraz da anlıyordum
bu işlerden, bari sıkı çalışıp Tıp Fakültesine gireyim dedim, yani
doktor olmaya karar vermiştim.
Okulum sağlıkla ilgili
olduğu için doktor olmayı istedim.
Bizim
okul Tıp’la iç içeydi, biz aşağı yukarı aynı dersleri alıyor, aynı
laboratuarlara gidiyorduk, amma onların fiyakası bir başka oluyordu.
Sınava hazırlık kitabı alıp çalışmaya başladım, bir konu çalıştım ve
test çözdüm. Sonuçlara baktım, doktor olma kararından vazgeçmem 20
dakikayı bulmamıştı. Okul sonlarına doğru arkadaşlarla kültür sanat
faaliyetlerini artırmıştık, sanat adamı olma damarım yeniden kabardı.
Bir gün okul bitti.

Başlarda cilalı sözlerle
bize vaat edilen iş imkânlarından hiçbirine sahip olamayacağımızı
anlamıştım. İki yıldır ailemden ayrıydım. Tekrar memleketime dönmem,
bütün hayallerimin bitmesi anlamına gelirdi...
Kendimi bir yerel
radyonun demir kapılı kapısında buldum. Kapıyı açan çocuğa,
yetkili birini sordum, yetkili elindeki, el yazısıyla yazılmış reklâm
metnini verdi “oku” dedi, okudum. “Yarın gel başla” dedi. 1994
senesiydi galiba
Erzurum’da
radyoculuğa başladım.
Bitirilen okul Yapılan
iş bağlantısızları grubuna fahri üye olmuştum. Bir buçuk ay orada
çalıştıktan sonra okuldan tanıdığım arkadaşlarımın tavsiyesiyle
Malatya’da aynı sektörde çalışmaya başladım, sonra yine aynı yolla
Gaziantep’te aynı sektörde çalıştım, sonra farklı bir sebeple
memleketime döndüm.
Babam
Seydişehir EAT’den emekli olmuş ve ailem Konya’ya taşınmıştı.
Konya’da da aynı sektörde çalıştım. Bu bahsettiğim illerde Erzurum
hariç 3’er yıl kaldım. Erzurum’da kalma yılım sadece iki idi. Onunda
bir şekilde üçe tamamlanması gerekiyordu. Askerlikle o görevi
de tamamladım.
Şimdi İstanbul’dayım
işte.
Radyoculuğun ilk aylarından beri hep İstanbul’da olmayı istedim.
İstanbul, bana geniş bir Anadolu parabolü çizdikten sonra nasip
oldu. Yazının başındaki tanımlamaların bu özgeçmişle bağlantısını
kuramamış olabilirsiniz. Radyo günleri linklerinden
ulaşacağınız sayfalara göz atarsanız anlayacaksınız.
Bu parabol kocaman anı,
tecrübeler ve dostlarla dolu...
|